BİZİM ÇOCUKLAR EVİNE GELİYOR

EVİN PROVASI 18 KASIM’DA BERLİN’DE

Münir Bağrıaçık / DieGazete.de

Spor yazarlığı ve spor foto muhabirliğine başlayalı 40 yıl geride kaldı. Bu süreçte çoluk çocuk, hatta torun torba sahibi olundu. Ama bizim çocukları tam 17 yıl bekledim. Bu bekleyişte Ahmet Arif’in de dediği gibi neredeyse “Hasretinden prangalar eskittim.” Evet, Türk Futbol Milli Takımı, yani “Bizim çocuklar” aslında hep son anda bilet alıyordu. Bu kez öncesinde bunu başardı.

Hollanda galibiyetini Fransa galibiyetiyle süsleyen, İzlanda’yı da mağlup ederek daha önce Avrupa şampiyonasına katılan Türk Milli Futbol Takımı bu kez de uğurlu kent Konya’da Letonya’yı 4 – 0 ile geçip erkenden Almanya biletini aldı. Ancak yirmi yıl önce çek bir Letonya çığlıkları atan değeri kendinden menkul spor basınının bu sözlerinin ardından hep bir hayal kırıklığı yaşandı. Bu kez de Türklerin Almanya’ya gelirken vize çilesi gibi zaman zaman eziyet çekseler de, bu kez hayaller gerçek oldu.

Ermenistan beraberliğinin ardından Alman Teknik Adam Kuntz ile apar topar yollar ayrıldı. Yine apar topar Montella ile anlaşıldı ve İtalyan Teknik Adam bir hafta içinde yaptığı planla zorlu Hırvatistan deplasmanında galibiyet yaşandı. Artık geriye tek engel Letonya kalmıştı. İlk yarı birçok fırsat kaçtı. Yunus’un 58. dakikada gelen golü ile fark beklentileri arttı. Sonrasında yaşanan 20 dakikalık kabusun ardından bizim çocuklar birden uyandı ve beklenen fark geldi.

Japonya’ya, Almanya ve Türkiye teşekkür etmeli. Almanya’yı 4-1, hemen ardından da Türkiye’yi 4-2 mağlup eden Japonya, iki milli takımının da hem ayaklarının yere basmasını sağladı, hem de yeni teknik direktörlerin yolunu açtı. Nagelsmann Almanya’nın, Montella da Türk Milli Takımı’nın başına getirildi.

Üst üste kazanma alışkanlığı ve tanıdığı isimler, Montella’nın mili takım kadrosu seçiminde etkili oldu. Galatasaray ve Fenerbahçe’nin kazanma alışkanlığı edinmiş futbolcuları, Hırvatistan ve Letonya maçlarının en önemli isimleriydi. Ayrıca Yunus, Yusuf, Samet ve Ertaç gibi eski öğrencilerini mili takıma çağıran Montella, Türkiye ve Türk futbolcuları ne kadar iyi tanıdığını gösterdi.

Kuntz da güler yüzlü bir insandı. Ancak Almanlar burada bizden uyum isterken, o, ikinci kere geldiği Türkiye’ye uyum sağlayamadı. Dahası, hani Turgut Özakman’ın “Çılgın Türkler”ini dizginleyen bir yapıydı. Ama Montella Akdenizli. İletişim sorunu olmayan bir teknik adam. Montellalı milli takımı İtalyanlarla aynı heyecan, duygu ve benzer bir ruh yapısının sahaya yansımasıydı. Bir Alman ile bir İtalya’nın sorunlara ve insanlara yaklaşımının çok farklı olduğunu hepimiz deneyimleyebiliyoruz.

İtalyan Teknik Adam da sanki bizden birisi gibi çok rahat iletişim kurdu ve sorunlara karşı çözüm yollarını da futbolcularla birlikte buldu. Türk-İtalyan ortaklığında başka bir başarı Daniele Santarelli ile kadın voleybolunda da yaşandı. İtalyanlarla 2032 Avrupa Şampiyonası ortaklığı da bu günlerde yaşanan bir başka güzellikti.

Ama yine de Almanya’da yaşayan biri olarak, bir Alman Teknik Adamla değil de bir İtalyan ile Almanya’da olmak, bana garip bir hüzün vermedi desem yalan olur. Hatta, kime niyet kime kısmet diye düşünmeden edemiyorum. Hayat da böyle bir şey iste. Bir de gidip gidip dönenler, yani denenmişler yerine Montella, yeni bir tercihti.

Bu iki maçın kahramanları İsmail, Uğurcan, Barış Alper ve Samet’ti. İsmail dünyaca ünlü Modriç’i adeta bitirdi ve yükselen değerine değer kattı. Letonya karşısında da önce ipten aldı. Ardında da Cenk’e attırdığı golle iki maçın tartışmasız en önemli ismiydi. Uğurcan kırılma anında büyüdü de büyüdü. Barış Hırvatistan’ın yıldızlarını yerle bir etti. Fenerbahçe’de bir türlü olmayan Samet, Monttella’nın Çağlar, Merih ve Ozan’ın yokluğunda eski öğrencisinin montesiydi.

İşte bu noktada şapkanın önüne konup düşünülmesi gereken konu, milli takımı Almanya’ya taşıyan bizim çocukların geçmişi. Üretilen çözümlerin ya da eğitim sisteminin, zaman içinde yaşananların ne kadar günlük ve genel geçer bir yapı olduğunu gösterdi. O meşhur İzlanda maçında 8 futbolcunun alt yapısının ya da eğitim tedrisatının Almanya ve Avrupa olduğunu yazdım. Bu kez 8 futbolcu Türkiye alt yapısından yetişti. Ama buradaki çelişki, bizi en iyi anlatan vaziyetti.

Genç nesil araştırmacı donanımlı spor yorumcularından Taner Karaman bir araştırma yapmış. Son beş yıla bakan Karaman der ki; 19 yaş altında hiç milli olmayan, hatta ilk kez ay-yıldızlı forma ile tanışan futbolcular; “İsmail Yüksek, Samet Akaydın, Yusuf Sarı, Cenk Özkaçar, Türkiye’nin Haaland’ı denen Bertuğ Yıldırım, Emre Akbaba, Eren Elmalı, Ertaç Özbir, Barış Alper Yılmaz’ı“  kimsecikler görmemiş ya da keşfedememiş. Diğer yandan Manchester United’e transfer olan kaleci Alpay Bayındır 4, bana göre Türkiye‘nin bir numarası Uğurcan Çakır 5, üç yıl öncesinde Erzincan’dan yola çıkan, giderek farklı bir noktaya kendini ve futbolunu taşıyan Kerem Aktürkoğlu sadece 4 kez 19 yaş altında forma giyebilmiş.

Peki o dönemdeki çocuklara ne olmuş? Araştırma tam bir kara mizah biliyor musunuz? Bugün 22 yaşında olması gereken o zamanın U17 milli takımında oynayan futbolcular nerelere savrulmuş? İki tanesi halen süper ligde oynuyormuş. Beş tanesi TFF 1. ligde, 17 tanesi iki alt lig, yani 2. ligde, 7 tanesi üçüncü ligde, 9 tanesi amatör ligde top koşturuyormuş. Yani bir yerlere gelememiş. Ya da o dönemin seçicileri yanlış yapmış. Taner Karaman’ın araştırmasının en acı yanı ise, 3 futbolcunun top koşturacak takım bulamaması. Hatta ve hatta birinin de gelecek göremediği futbolu bırakmış olması. Araştırma Türk futbolunun, Türk sporunun gelmiş geçmiş ve bundan sonra yaşanacak durumunun özetiydi.

İşte bizim çocukların gerçeği bu… Bakalım, Almanya’da neler yapacaklar? Neler yaşayacak, ya da neler yaşatacaklar? İlk sınav da 18 Kasım’da Berlin Olimpiyat Stadı’nda. Japonya’nın kaderlerini belirlediği Montella ve Nagelsmann’nın bundan sonraki yolculuklarına da ışık tutacak. Futbolun keyfi de tribünde veya televizyon başında bize kalacak.

 

Bu satırlar yazılırken futbola bir de terör olayı bulaştı. Avrupa’nın başkenti diyebileceğimiz Brüksel’de iki İsveçli silahlı saldırının kurbanı oldu. Zaten Gazze’de yaşananlarda hayatını kaybeden masum insanların acısını içimizde yaşarken buna bir de futbol terörü eklendi. Burada kim haklı kim haksız tartışmasına girmeyeceğim. Hele bir futbol yazısında buna gerek de yok. Sonuçta savaşların kazananının kimler olduğu belli iken. Bu süreçte olan, masum insanlara ve çocuklara oluyor. Bizim çocuklardan nerelere geldik. “Allahım insanlık nereye gidiyor?” diye düşünmeden edemiyorum. Artık tabii kaldıysa hiçbir vicdanın, yaşananlardan acı duymaması mümkün değil. Tüm dünya insanlığına barış ve hoşgörü dileğiyle…

(c) Fotoğraflar: Türkiye Futbol Federasyonu

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*